“YOL MEDENİYETTİR!” KARADENİZ İÇİN YOL BİR DE VELİNİMETTİR!

“Yol, medeniyettir!” demiş atalarımız Hele bir de Karadeniz gibi dağın, tepenin bol olduğu ve tepelerinden dumanın eksik olmadığı memleketler olunca söz konusu, işte tam olarak “YOL, MEDENİYETTİR!”

Karadeniz’de dünyaya gözünü açan her çocuk; yeşil ve maviye kucak açar. Çocuk, büyüdükçe düzgün bir fizik ile büyür. Ta ki Karadeniz’in hırçın doğasıyla baş başa kalıp çalışmaya başlayıncaya kadar. Zaman geçtikçe artık çocuk büyümeye başlamış eli iş tutar olmuştur. Annesinin, babasının peşinde tabiatın o zorlu yokuşlarında çalışmaya başlamıştır. Hani o düzgün büyüyen fiziği güzel; koşup oynayacak olan çocuk… Arkasında bir anda olağanca yükü koymuş, dizleri titreyerek kimi zaman yukarıya kimi zaman aşağıya yokuşları eskitip durur.

Zamanı geldiğinde sabahtan akşama kadar yağmurun başkenti Rize’de bir çaylıkta çay toplamakta ama üzerinde kuru hiçbir elbise kalmamıştır. Su içinde akşama kadar çalışıp işlerini bitirmek için uğraşmaktadır. Evet, yaz gelmiştir ama güneş… Güneş bu memleketi öyle bir solukta belki ziyaret edecek belki etmeyecek! Az biraz yüzünü gösterse, ahali hemen kestiği otları kurutmak için harekete geçecek. Annemin bir sözü var: ‘’Oğul hızlı hareket et, güneş geçiyor.’’ Evet, yağmurun başkentinde güneş geçiyor… Hızlı… Hemen… Bir nefeste toplayacaksın işlerini ki; çürütmesin otları yağmur. Yetişeceksin…

Evet, geçmekte ilkbahar derken yaz, ha ula yaz derken kapıda kış! İşler birbirini koşarak takip eder bu memlekette. Karadeniz’in hırçın ama güzel mi güzel doğasında çalışmak oldukça zordur.

Derken birinci çay toplama dönemi biter ve çay toplayanlar, şehre inip hemen doktora gider. Bir bakmışsın Rize’nin caddeleri tıklım tıklım… Eczaneler tıklım tıklım… Herkeste bir çanta ilaç! Çare mi? Bilinmez… Zaman bu şekilde akar gider işte Rize’nin dağında, yaylasında, köyünde, çarşısında… İşler zor, işler bitmez. Kış gelmeden odun, yaz gelmeden çay, sonbahar gelmeden çaça… Çurayı gelmeden çimen… Adeta bir uzun maraton koşusu…

Karadeniz’in bütün işlerini bu insanlar, kendi güçleri ile üstlenirler. Bu diyarda traktör yoktur, sabana koşamazsın hayvanı. At, eşek desen, onu da çalıştırtmak çok zordur. O bile bilir Rize’nin yağmurunu, çamurunu, bayırını… Bilir de o bile dayanamaz işte.

Karadeniz’de yol sadece medeniyet de değildir bu yüzden. Velinimettir, nimettir hem de nimet!

Peki! Ne Yapılabilir? Biz ne istiyoruz?

İşte biz bu çileleri evlatlarımız çekmesin istiyoruz. Memleketimize sahip çıkılsın, bu yurt ıssız kalmasın, verimsiz olmasın istiyoruz.

Bu hevesle yol yapmak istedik ama şartlar gücümüzün üstünde olduğundan yolu işler hale getiremedik. Yer engebeli, kaygan; sel olunca çökme durumu söz konusu olduğundan bu yerin karataş duvarlarıyla duvar yapılması gerekiyor ki yol için çektiğimiz çileleri bitirsin. İnsanımıza nefes aldırsın. Oradaki topraklara daha rahat, daha çok ulaşalım… Verim artsın, ekonomiye katkısı yüksek olsun toprağımızın.

Burada bu işleri tanzim eden, köylerin yollarını işler hale getiren başta Sayın Valimizin sesimizi duymasını isteriz.

Bu zor şartların üstesinden ancak sesimiz duyulursa gelebiliriz. İl Özel İdare yetkililerimiz, sizlerin de köy yollarına verdiğiniz önemi biliyoruz. Bizim yolumuza da çare olacağınızı düşünmekteyiz.

Köyümüz, Rize Merkeze Üçkaya Köyü…

Dere boyu yapılan yolun çalışması için yetkililerimizden ilgi, alaka ve yardım bekliyoruz. Bu yolun daha verimli bir hale gelebilmesi için dere boyu Çifte Köprü’’den (eski Erzurum yoluyla) birleşmesini istirham ediyoruz.

Bu durum, bu güzergâhta bulunan çay üreticilerinin arazilerine daha kolay ulaşmasını sağlayacaktır.

İşte böyle hikayemiz. Rize Merkez Üçkaya Köyü halkı yetkililerin ilgi ve alakasını bekliyor.

Köy halkı çocuklarının, gelecek genç nesillerinin büyükşehirlerin asgari ücretlerine mahkûm kalmasın, bu toprakların nimeti olan çay tarımına da gereken önemi vermesini ve topraklarını terk etmemelerini istiyorlar ve kamu yöneticilerinin ve inisiyatif sahiplerinin dikkatini bu köye yapılacak olan yola vermelerini talep ediyorlar.